Sinema, sadece hareketli görüntülerin bir perdeye yansıması değil; yaşamın, insana dair hallerin ve zamanın yönetmenin zihninden süzülüp yeniden inşa edilmesidir. Datça Sinema Topluluğu olarak geride bıraktığımız yıl, tam da bu inşanın peşine düştüğümüz, beyaz perdenin büyüsüne kapıldığımız ve sinema sanatını enine boyuna masaya yatırdığımız unutulmaz bir dönem oldu.

Bu yılki film söyleşilerimizde rotamızı, sinema tarihinde iz bırakmış, kamerayı sadece bir kayıt cihazı olarak değil, bir kalem gibi kullanan “Auteur” yönetmenlere çevirdik. 10 farklı yönetmenin sinema dilini, dünyaya bakışlarını ve anlatım tekniklerini etraflıca değerlendirdik. Onların filmleri üzerinden hayatı okumaya çalıştık; bazen Anadolu’nun bir bozkırında sıkışıp kaldık, bazen Güney Kore’de bir gölün ortasında mevsimlerin döngüsüne şahitlik ettik.

Sanatsal açıdan son derece verimli, bol tartışmalı ve “hasbihalli” geçen bu yılı, üzerinde konuştuğumuz 10 usta yönetmenden seçtiğimiz 10 özel filmle taçlandırmak istedik. İşte Datça Sinema Topluluğu’nun süzgecinden geçen, yönetmen sinemasının en seçkin örnekleri:

1. Nuri Bilge Ceylan ve Taşranın Bürokratik Karanlığı: Bir Zamanlar Anadolu’da (2011)

Bir zamanlar Anadolu’da filminden bir kesit

Listemizin ilk sırasında, Türk sinemasının uluslararası alandaki en güçlü sesi Nuri Bilge Ceylan var. Bir Zamanlar Anadolu‘da, bir cinayet soruşturması gibi başlasa da, aslında taşranın, bürokrasinin ve insan ruhunun karanlık dehlizlerinde bir yolculuktur.

Topluluk olarak bu filmi incelerken, Ceylan’ın o meşhur “fotografik” sinema dilinin zirvesini konuştuk. Bozkırın ortasında, araba farlarının aydınlattığı yüzlerdeki yorgunluk, bir muhtarın ikram ettiği elma çayı veya rüzgârda sallanan ekinler… Film, “katil kim?” sorusundan çok, “biz kimiz ve bu coğrafyada ne yapıyoruz?” sorusunu soruyor. Doktorun, Savcının ve Komiserin temsil ettiği farklı Türkiye profilleri, NBC sinemasının o eşsiz uzun planlarıyla birleştiğinde ortaya bir başyapıt çıkıyor.

2. Ümit Ünal ve Deneysel Gerilim: 9 (2002)

Ümit Ünal' ın yönettiği 9 filminden bir kesit

9 filminden bir kesit

Türk sinemasında dijital kameranın (DV) olanaklarını kullanan ve anlatım diliyle devrim yaratan 9, Ümit Ünal’ın ustalığını konuşturduğu bir yapım. Mahalle baskısını, ötekileştirmeyi ve herkesin birbirini gözetlediği o klostrofobik atmosferi, bir polis sorgusu üzerinden anlatıyor.

9’u listemize almamızın sebebi, Ünal’ın kısıtlı mekan ve teknik imkanlarla nasıl devasa bir atmosfer yarattığıdır. Karakterlerin kameraya (dolayısıyla seyirciye) bakarak konuşması, gerçeğin göreceliğini ve herkesin “kendi hikayesinin kahramanı” olduğu yanılgısını yüzümüze çarpıyor.

3. Yeşim Ustaoğlu ve Sınırlara Yolculuk: Güneşe Yolculuk (1999)

Güneş'e Yolculuk filminden bir kesit

Güneş’e Yolculuk filminden bir kesit

Yeşim Ustaoğlu, sinemasında mekânı ve politik atmosferi karakterin bir uzvu gibi kullanan nadir yönetmenlerden. Güneşe Yolculuk, dostluk, önyargılar ve kimlik üzerine kurulu sarsıcı bir yol hikayesi.

Filmde, sistemin görmezden geldiği veya “öteki” ilan ettiği karakterlerin birbirine tutunma çabasını izleriz. Ustaoğlu’nun gerçekçi ve tavizsiz sinema dili, izleyiciyi konfor alanından çıkarıp Türkiye’nin sosyopolitik gerçekleriyle yüzleştirir. Bizim için bu film, sinemanın sadece estetik bir haz değil, aynı zamanda bir vicdan muhasebesi olduğunun kanıtıdır.

4. Ken Loach ve İşçi Sınıfının Şahin Bakışı: Kes (1969)

Kes filminden bir kesit

Kes filminden bir kesit

Sosyal gerçekçi sinemanın İngiliz ustası Ken Loach, kariyeri boyunca kamerasını hep ezilenlerden, işçi sınıfından yana çevirdi. Kes, bir madenci kasabasında yaşayan, geleceksiz ve umutsuz bir çocuğun (Billy Casper), bir kerkenez kuşunu eğitirken bulduğu özgürlüğü anlatır.

Loach sinemasını değerlendirirken, onun ajitasyona kaçmadan, hayatın en çiğ ve en saf halini nasıl perdeye aktardığını konuştuk. Kes, sistemin çarkları arasında ezilen bir çocuğun, doğada bulduğu o saf bağ ile nasıl nefes aldığını gösterir. Bu film, Loach’un filmografisindeki en şiirsel ve en dokunaklı eserlerden biridir.

5. Pelin Esmer ve Koleksiyoncu Ruhu: 11’e 10 Kala (2009)

11'e 10 kala filminden bir kesit

11’e 10 kala filminden bir kesit

Pelin Esmer, belgesel sinemadan gelen tecrübesini kurmaca ile harmanlayan, detaylara takıntılı bir yönetmen. 11’e 10 Kala, tutkulu bir koleksiyoncu olan Mithat Bey ile apartman görevlisi Ali’nin kesişen yollarını konu alıyor.

İstanbul’un hızla değişen çehresi, kaybolan değerler ve “biriktirme” tutkusu üzerine kurulu bu filmde, Esmer’in nesnelere ve mekanlara yüklediği anlamları irdeledik. Zamanın acımasız akışına karşı durmaya çalışan Mithat Bey’in hikayesi, modern şehir hayatının yalnızlığına dair çok ince saptamalar içeriyor.

6. Pedro Almodóvar ve Kırmızının Melodramı: Konuş Onunla (2002)

Konuş Onunla filminden bir kesit

Konuş Onunla filminden bir kesit

İspanyol sinemasının dâhisi Almodóvar, renkleri, tutkuyu ve karmaşık insan ilişkilerini en iyi anlatan yönetmenlerden biri. Konuş Onunla (Hable con Ella), dostluk, aşk, yalnızlık ve iletişim (ya da iletişimsizlik) üzerine kurulu, senaryosuyla baş döndüren bir film.

Almodóvar sinemasının o kendine has “kitsch” estetiğini, yoğun duygusal katmanlarla nasıl birleştirdiğini bu filmde net bir şekilde görüyoruz. İki erkeğin, komadaki iki kadın üzerinden kurduğu bağ, etik sınırları zorlayan ama bir o kadar da insani olan o tuhaf ilişki ağı, yönetmenin ustalığını gözler önüne seriyor.

7. Jim Jarmusch ve Minimalist Yolculuk: Kırık Çiçekler (2005)

Kırık Çiçekler filminden bir kesit

Kırık Çiçekler filminden bir kesit

Amerikan bağımsız sinemasının en “cool” ismi Jim Jarmusch, Kırık Çiçekler (Broken Flowers) ile geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalan donuk bir Don Juan’ı (Bill Murray) karşımıza çıkarıyor.

Jarmusch’un sinemasında olaylardan çok durumlar, diyaloglardan çok sessizlikler önemlidir. Bu filmde de karakterin çıkmak zorunda kaldığı yolculuk, aslında bir içsel boşluğun tarifi gibidir. Müzik kullanımından, kameranın durağanlığına kadar Jarmusch’un o kendine has, melankolik ama mizahi dili, Kırık Çiçekler‘i unutulmaz kılıyor.

8. Agnès Varda ve Yeni Dalga’nın Feminist Gözü: Cléo 5’ten 7’ye (1962)

cleo 5' ten7' ye filminden bir kesit

Cleo 5′ ten7′ ye filminden bir kesit

Fransız Yeni Dalgası’nın “büyükannesi” Agnès Varda, Cléo 5’ten 7’ye ile sinema tarihinde devrimci bir işe imza atmıştır. Film, kanser testi sonucunu bekleyen genç bir şarkıcının Paris sokaklarında geçirdiği iki saati, neredeyse gerçek zamanlı olarak anlatır.

Varda, kadını sadece “izlenen bir nesne” olmaktan çıkarıp, “dünyayı izleyen bir özne”ye dönüştürür. Aynalar, vitrinler ve Paris sokakları arasında Cléo’nun varoluşsal sancılarını izlerken, Varda’nın belgeselci kökenlerinin kurmacaya kattığı gerçekçiliği hayranlıkla izledik.

9. Christian Petzold ve Soğuk Gerçekçilik: Wolfsburg (2003)

Wolfsburg filminden bir kesit

Wolfsburg filminden bir kesit

Berlin Okulu’nun en önemli temsilcilerinden Christian Petzold, Wolfsburg ile suç, vicdan ve tesadüfler üzerine soğuk ama çarpıcı bir hikaye anlatıyor. Bir araba kazası sonrası kaçan bir adam ve çocuğunu kaybeden bir anne…

Petzold sinemasını diğerlerinden ayıran, karakterlerinin geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçekliği arasında sıkışıp kalmasıdır. Wolfsburg, Almanya’nın soğuk atmosferinde, kapitalist düzenin, arabaların ve modern yaşamın insan ilişkilerini nasıl mekanikleştirdiğini, ancak vicdanın bu mekaniği nasıl bozduğunu gösteriyor.

10. Kim Ki-duk ve Mevsimlerin Döngüsü: İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar (2003)

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar filminden bir kesit

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar filminden bir kesit

Ve listemizin sonu, Güney Kore sinemasının hırçın ve şairane yönetmeni Kim Ki-duk ile geliyor. Gölün ortasında yüzen bir tapınak, bir usta, bir çırak ve hayatın değişmez döngüsü…

Bu film, diyalogların en aza indiği, görsel anlatımın zirveye çıktığı bir meditasyon gibidir. İnsanın arzularını, hatalarını, kefaretini ve yeniden doğuşunu mevsimler üzerinden anlatan yönetmen, sinemanın evrensel bir dil olduğunu kanıtlar. Kim Ki-duk’un şiddet ve huzuru aynı karede eritebilen o eşsiz yeteneği, bu filmde dingin bir bilgeliğe dönüşüyor.

Yeni Bir Yıla, Yeni Umutlarla…

Datça Sinema Topluluğu olarak bu 10 yönetmenin izini sürerken, aslında kendi iç dünyamızın haritasını çıkardık. Sinemanın sadece bir eğlence aracı değil, hayatı anlama kılavuzu olduğunu bir kez daha hatırladık.

Bu blog yazısını ve verimli geçen yılımızı, Instagram paylaşımımızda da dile getirdiğimiz o yürekten temenni ile bitirmek istiyoruz:

“Adaletsizliklerin son bulduğu, işçinin emeğinin karşılıksız kalmadığı, güçlünün değil hukukun üstün olduğu, insan haklarının, özgürlüğün ve sanatın içselleştirildiği, yüklerimizden kurtulup, silkindiğimiz bir yıl olsun.”

Yeni yılda, perdede ve hayatta görüşmek dileğiyle. Sinemayla kalın!